FacebookTeknoloji Haberleri

8 Yıldır Ek Elektrik İhtiyacımızı Rüzgar ve Güneş Enerjisiyle Karşılıyoruz




Türkiye 2017’den beri ek elektrik ihtiyacının tamamını rüzgardan ve güneşten sağlıyor.



Enerji yatırımlarıyla ilgili sıkça referans gösterilen Londra merkezli düşünce kuruluşu Ember, bu hafta “Türkiye Elektrik Piyasası Değerlendirmesi 2026” başlıklı çarpıcı bir rapor yayımladı. Türkiye’nin enerji altyapısındaki dönüşüm ve gelecekte atılması gereken adımları irdeleyen bu detaylı rapor, enerji dönüşümünde önemli bir eşik aştığımızı pek çok analizle gösteriyor. Ember analisti Dave Jones’un sosyal medya üzerinden vurguladığı gibi, Türkiye, 2017 yılından bu yana oluşan ek elektrik ihtiyacının tamamını rüzgar ve güneş enerjisinden karşılıyor.

Ember’in sunduğu verilere göre Türkiye, 2017 yılından beri elektrik talebindeki %19’luk artışı yalnızca rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarıyla karşılamayı başardı. Bu, artan talebi karşılamak için yeni fosil yakıt kapasitesine ihtiyaç duyulmadığının en somut kanıtı olarak öne çıkıyor.

Rüzgar ve Güneş, Hidroelektriği İlk Kez Geride Bıraktı




8 yıldır ek elektrik ihtiyacımızı rüzgar ve güneşle karşılıyoruz.



2025, Türkiye’nin enerji tarihinde bir dönüm noktası oldu. Rüzgar ve güneşin toplam elektrik üretimindeki payı %22’ye ulaşarak hidroelektrik santrallerinin (%16) payını ilk kez geride bıraktı. Bu artışta son iki yılda elektrik üretimi iki katına çıkan güneş enerjisinin payı büyük. 2023 yılında 4,8 GW ile yeni bir güneş kurulum rekoru kırıldı ve bu ivme gelecekte de devam etti. Rüzgar tarafında ise 2025 yılı itibarıyla 1,9 GW’lık tarihi bir kapasite artışı yaşandı.

Genel olarak, Türkiye, 2025 yılında toplam 6.5 GW’lık yeni rüzgar ve güneş kapasitesi ekledi. Bu artış, elektrik üretiminde de etkisini gösterdi; güneş enerjisinden elde edilen elektrik son iki yılda iki katına çıkarken, toplam pay %22’ye ulaştı.

Bu rakamlarla Türkiye, Orta Doğu, Kafkaslar ve Orta Asya bölgelerinde açık ara lider konumuna yükselirken, Avrupa genelinde de dikkat çekici bir aktör haline geldi. Macaristan ve İspanya gibi güneş potansiyeli yüksek ülkelerin gerisinde kalsa da Türkiye, 40 GW’a ulaşan toplam rüzgar ve güneş kapasitesiyle temiz enerji dönüşümünde örnek olma potansiyelini kanıtladı. Ember raporu da Türkiye’nin bu bölgedeki öncülüğünü vurguluyor.




8 yıldır ek elektrik ihtiyacımızı rüzgar ve güneşle karşılıyoruz.




Tam Boyutta Gör




Kuraklığın Faturası 1,8 Milyar Dolar: Çözüm Hibrit Santraller

Raporda bir diğer dikkat çekici noktaysa, iklim değişikliğinin enerji üretimi üzerindeki etkisi. Son 30 yıla ait veriler, kuraklığın Türkiye’nin hidroelektrik üretiminde kalıcı bir düşüşe neden olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin en büyük üç barajı olan Atatürk, Karakaya ve Keban’daki üretim, 1996-2005 dönemine göre %29 azalmıştır.

Dönem Üç Büyük Barajın Ortalama Yıllık Üretimi
1996 – 2005 21,3 TWh
2011 – 2020 18,7 TWh
Son On Yıl 15,1 TWh

Hidroelektrikteki bu azalma, Türkiye’yi daha fazla doğal gaz ithalatına mecbur bırakıyor. Araştırmalara göre kuraklık yüzünden kaybedilen enerjiyi doğal gaz ile telafi etmenin yıllık maliyeti yaklaşık 1,8 milyar dolardır. Ember analistleri, bu maliyetin üstesinden gelmek ve enerji arz güvenliğini sağlamak için hidroelektrik santrallerinin güneş enerjisiyle desteklendiği hibrit santrallerin kurulmasının önemine dikkat çekiyor.

Batarya Depolamada Avrupa’yı İkiye Katlayan Vizyon




8 yıldır ek elektrik ihtiyacımızı rüzgar ve güneşle karşılıyoruz.




Tam Boyutta Gör


Türkiye’nin enerji vizyonundaki en dikkat çekici adımlardan biri batarya depolama projeleridir. 2022 yılında uygulamaya alınan düzenleme ile yeni rüzgar ve güneş projelerine depolama kapasitesi sağlama zorunluluğu getirildi. Bu gelişme sonucunda Türkiye’nin batarya proje stoğu (pipeline) 33 GW’a ulaştı. Bu miktar, Avrupa Birliği’nin en büyük batarya projelerine sahip ülkeleri olan Almanya ve İtalya’nın (yaklaşık 12-13 GW) iki katından fazladır.

Türkiye’nin planladığı batarya kapasitesi, mevcut rüzgar ve güneş kurulu gücünün %83’üne denk geliyor. Ancak raporda teknik bir uyarı yer alıyor: Küresel trend, 2,5 saatlik depolama süresine odaklanırken, Türkiye’deki projelerin çoğu 1 saatlik depolama süresine göre planlanmış durumda. Bununla birlikte, yeni projelerin 2026’dan itibaren devreye girmesiyle, yenilenebilir enerjideki “kesintili üretim” sorununun büyük ölçüde aşılması bekleniyor.

Kömürde Zirve Yakın mı?

Kömür, 2025 yılında %34’lük payla Türkiye’nin en büyük elektrik kaynağı olmaya devam ediyor; ancak bu üretimin üçte ikisi ithal kömür ile yapılmakta. 2022’den bu yana yeni bir kömür santralinin faaliyete geçmemesi ve inşaatı süren bir proje bulunmaması, kömürden üretimin arttığını gösteriyor. Ancak 2026 yılında başlaması beklenen yerli kömür alım garantileri, üretimin 2030 yılına kadar yeni rekorlara ulaşmasına sebep olabilir.

Ember raporu, Türkiye’nin 2035 yılındaki 120 GW’lık rüzgar ve güneş hedefi için her yıl 8 GW’lık yeni kuruluma ihtiyaç duyduğunu hatırlatıyor. Mevcut ivme ve büyük batarya projeleri, Türkiye’nin hedeflerine ulaşabileceği ve fosil yakıtlara olan bağımlılığını kademeli olarak sonlandırabileceğine dair güçlü bir sinyal veriyor.

Gelecek yıl Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 İklim Zirvesi, bu başarıların uluslararası platformda sergilenmesi için büyük bir fırsat olacak.