Sinema & Dizi

  1. Adana Altın Koza Film Festivali Günlükleri: Aile İlişkileri, Rahatsız Edici Annelik ve Asghar Farhadi’nin Gerçeklik Arayışı – Haberler

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın ilk iki günü nasıl geçti?

Beyazperde

Adana’nın kendine özgü atmosferinde, insanı sarıp sarmalayan sıcaklıkla sinema salonlarının serin karanlığını bir arada sunarak, 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali tüm hızıyla sürüyor. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın açılışını yaptığı ilk iki günü, çağdaş sinemamızın aile, hafıza ve varoluşsal sorunlar etrafında nasıl farklı türsel arayışlara yöneldiğini sergiliyor; festivaldeki usta yönetmen Asghar Farhadi ise sinemanın ve hakikatin doğası hakkında unutulmaz bir sahne sundu.

Farklı salonlarda filmler arasında mekik dokuduğumuz ve fuaye sohbetlerinde filmlerin izlenimlerini tartıştığımız ilk iki günün öne çıkanları:

Orta Sınıf Buhranı ve Taşrada Tekinsiz Bir Doğum

Yarışma heyecanı, birbirinin zıttı iki farklı atmosferle başladı: Biri Ankara’nın gri ritminde kara mizaha yönelen bir aile analizi, diğeri Karadeniz’in sisli doğasında body horror sınırlarında dolaşan karanlık bir annelik hikayesi.

Karanlıkta Islık Çalanlar (Yön: Pınar Yorgancıoğlu): Yarışmanın açılış filmi, Ankara’ya ve orta sınıf bir ailenin sessiz çöküşüne odaklanıyor. Melih (Müfit Kayacan), hemşire eşi Suzan (Hülya Gülşen Irmak) ve aile evine sıkışmış, geleceğe dair umudunu yitirmiş genç kızları Toprak (İnci Sefa Cingöz), aslında ülkenin genel umutsuzluğunun mikro ölçekteki yansımalarıdır. Yorgancıoğlu, bu maddi ve ruhsal sıkışmışlığı melodramdan uzak, sarkastik ve absürt bir kara mizahla sunmayı tercih ediyor. Ankara’nın terkedilmiş dinozor parkını metafor olarak kullanmasının yanı sıra, hikayeye dahil olan doğaüstü tanıklıklar anlatıya deneysel bir katman ekliyor. Araya giren röportaj benzeri kesitler ritmi zaman zaman bölsede, özellikle İnci Sefa Cingöz’ün bilgisayar oyunlarına yönelen Toprak’ın çaresizliğini içselleştiren performansı ve Müfit Kayacan ile Hülya Gülşen Irmak’ın doğallığı filmi taşıyor.

Mutter: Bir Annenin Hatıra Defteri (Yön: Alphan Eşeli): Günün ikinci yarışma filmi, bir anda bambaşka bir atmosfere geçiyor. Son yıllarda dünya sinemasında anneliğin psikolojik yükü ve doğum sonrası travmaları korku-gerilim kalıplarıyla ele alan en cesur yerli örneklerden biri olan Mutter, Karadeniz taşrasında gözlerden uzak bir kulübede eşi Cem’le yaşayan Gül (Hazar Ergüçlü) ve alışılmadık bir “varlık” dünyaya getirmesi etrafında şekilleniyor. Eşeli, korkuyla başlayan bu süreçte annenin doğurduğu canlıyla kurduğu sarsıcı bağ, aşırı korumacılık ve toplumsal baskı etrafında tekinsiz bir ortam yaratıyor. Hazar Ergüçlü’nün fiziksel olarak sınırları zorlayan performansı, filmin klostrofobik dünyasını daha da yoğun hale getiriyor.


Beton Bloklar Arasında Sanal Kaçışlar ve Kırılan Suskunluk

Yarışmanın ikinci gününde izlediğimiz iki film, “kayıp” ve “yas” kavramlarına iki farklı bakış açısıyla (bir taşranın hikayesi, diğeri metropolün dev beton blokları arasında) yer veriyor.

Günyüzü (Yön: Banu Sıvacı): Dünya prömiyerini Berlinale’nin Forum bölümünde yapan Günyüzü, yeğeninin düğünü için çocukluğunun köyüne dönen müzisyen Suna’nın (Selva Erdener) hikayesini izliyor. Suna, yıllar önce kaybettiği kız kardeşinin ölümündeki sırları açığa çıkarmak isterken, kardeşinin ölümünde baş şüpheli olarak gördüğü Bekir (Okan Selvi) ile müzisyen kızı Fidan’ın (Asena Hotamış) beklenmedik bağı, filmin duygusal omurgasını oluşturuyor. Banu Sıvacı, klasik bir intikam hikayesi yaratmanın ötesine geçerek, geçmişi, kolektif suskunluğu ve aidiyetin yarattığı içsel gerginliği sakin ama ısrarlı bir sinema diliyle ele alıyor.

Bir Arada Yalnız (Yön: Ali Vatansever): Tallinn Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülüyle dönen Bir Arada Yalnız, ilk iki günün en etkileyici ve özgün işlerinden biriydi. Fikirtepe’ye benzeyen dev beton blokların ve sağlık sistemi bürokrasisinin arasında sıkışmış bir ailenin çaresizliği anlatılıyor. Kanserin son evresindeki genç İzzet (Onur Gözeten), dört duvar arasından ve hastane yatağından kaçmak için sanal gerçeklik gözlüğünün sunduğu alternatif dünyalara sığınırken; babası Abdi (Fatih Al) dini ritüellere, annesi Reyhan (Esra Kızıldoğan) ise sosyal medyadaki şifalı otlara umut arıyor. Baba Abdi’nin oğlunu alıp manzaralı bir odaya dönüştürdüğü yolculuk ve İzzet’in “İnsanın son gördüğü manzara bu olmamalı” sözü, filmin sessiz ama sarsıcı gücünü özetliyor. Duyguları sömürmeden ve bağırmadan yükselen oyunculuklarla, yan yana yaşarken ne kadar yalnızlaştığımızı yüzümüze çarpan oldukça duru bir film.

Festivalde Bir Usta: Asghar Farhadi, Kesişen Hayatlar ve Çoklu Gerçeklik

Festivalin ilk iki gününe damgasını vuran en özel an, hiç kuşkusuz iki Oscar ödüllü İranlı usta yönetmen Asghar Farhadi’nin Adana’daki varlığıydı. Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alan Farhadi, Türkiye prömiyerini Adana’da yapan yeni filmi Kesişen Hayatlar (Histoires parallèles) gösteriminin yanı sıra, Esin Küçüktepepınar moderatörlüğünde gerçekleşen masterclass buluşmasına da katıldı.

Kesişen Hayatlar (Histoires parallèles): Dünya prömiyerini Mayıs ayında Cannes’da gerçekleştiren film, Farhadi’nin kamerasını bir kez daha Paris’e çeviriyor. Isabelle Huppert, Virginie Efira, Vincent Cassel, Pierre Niney, Adam Bessa ve Catherine Deneuve gibi dev kadroyla bezenmiş yapım, Kasım 2015 Paris saldırılarının travmatik etkisi altında şekilleniyor. Yazar Sylvie’nin, günlük rutinine yardımcı olması için genç Adam’ı işe alması ile başlayan süreç, kurmaca ve gerçeğin tehlikeli biçimde iç içe geçtiği tipik bir Farhadi labirentine dönüşüyor. Kieślowski’nin Dekalog evrenine de selam gönderen film, Avrupa sinemasının konfor alanına biraz fazla yakın kalsa da, ustanın insan doğasındaki ahlaki çatlakları yakalama yeteneğini yine hissettiriyor.

Masterclass’tan Kalanlar: Gösterim sonrasında dolup taşan salonda gerçekleştirilen Ustalık Sınıfı, Farhadi’nin sinemasını neden bu kadar sevdiklerimizin canlı bir kanıtıydı. Medyanın algı yönetimi ile sinemada hakikat üzerine gelen sorulara verdiği yanıtlar arasında kurduğu “Tek bir gerçeklik yoktur; gördüğümüz gerçeklik, bilmediğimiz eksik bilgilerle doludur” cümlesi, tüm filmografisinin özeti gibiydi. Kendi çocukluğunu bile çocuklarına anlatırken eksik noktaları hayal gücüyle güzelleştirerek aktaracağının samimiyetle itiraf eden Farhadi, sinemanın asıl şifresini de bir cümleyle sundu: “Hayal gücümüz ve kalbimiz.”

Altın Koza’da ilk iki gün, hem ulusal yarışmadaki çeşitlilik hem de Farhadi’nin düşündüren sohbetiyle çıtayı oldukça yükseltti. Geriye kalan yarışma filmleriyle bu tablonun nasıl tamamlanacağını görmek için salonlardaki yerimizi korumaya devam ediyoruz.