Mickey 17 İncelemesi
Mickey 17 İncelemesi
Oscar ödüllerini kazanan Parasite filmi ile tanınan Bong Joon-ho, uzun bir aradan sonra yeni filmi Mickey 17 ile geri döndü. Mickey7 adlı romandan serbest bir uyarlama olan Mickey 17, muhtemelen izleyeceğiniz en absürt ve keskin eleştiriler yapan film; aynı zamanda karanlık bir geleceğe dair uyarılarla dolu.
Gelecekteki karmaşa
Edward Ashton’ın gelecekte geçen bilim kurgu eseri Mickey7’den uyarlanan Mickey 17’nin başrolünde, yeni nesil Batman olan Robert Pattinson yer alıyor. Pattinson, The Batman öncesi performanslarıyla yeteneklerini kanıtlamış olsa da, Mickey 17 ona bambaşka bir deneyim sunuyor. Pattinson filmde, birbirinden tamamen zıt iki klona hayat veriyor!

2054 yılına geldiğimizde, Mickey Barnes (Robert Pattinson), güvenilmez arkadaşı Timo (Steven Yeun) yüzünden yanlış bir yatırım yapar ve daha da kötüsü sadist tefeci Darius (Ian Hanmore) ile sorun yaşar. Dünya’yı terketmek zorunda kalınca, uzak bir gezegen olan Nilfheim’i seçer. Kenneth Marshall (Mark Ruffalo) ve eşi Ylfa’nın tarikat benzeri kolonisine katılmak için ‘harcanabilir’ olarak kaydolan Mickey, ilk görevinde virüse yakalanır. Buradan sonra her şey Mickey için ters gitmeye başlar. Virüse karşı denek olarak kullanılan Mickey, farklı gezegenleri keşfederken birçok kez ölür ve teknoloji sayesinde önceki kopyalarının tüm anılarını taşıyarak aynı bedende geri döner.
Bir görev sırasında huzurlu yaratıklarla karşılaşan Mickey’nin öldüğü sanılınca yeni bir klon olan Mickey 18 üretilir. Ancak yasalar gereği yalnızca bir klonun yaşamasına izin verilmektedir ve Mickey 17’nin varlığı ortaya çıkınca, Mickey 18 onu yok etmek ister.
Karakış, Komedi ve Çok Katmanlılık
Buraya kadar anlatılanları öğrendiğinizi düşünüyorsanız, bu sadece filmin küçük bir kısmı; çünkü Bong Joon-ho, çok katmanlı bir hikaye sunmuş. Öyle ki, film ilerledikçe ne anlatmak istediğini sorgulamaya başlıyoruz. Yönetmenin sıkça ele aldığı sınıf çatışması, işçi hakları ve kapitalist sömürü gibi temalarla birlikte filme yerleştirilen bilinç altı tartışmaları da var. Yönetmenin senaryosundaki her mini yan hikaye, daha fazla dallanırken asla sıkıcı hale gelmiyor; ancak prodüksiyon aşamasında bir şeylerin ters gittiği hissi veriyor. Mickey 17’nin birden çok kez ertelenmesinin bu durumla bağlantılı olabileceği düşünülüyor.

Parasite ile Oscar kazanmış olan yönetmenden daha iddialı bir film bekleyen dağıtımcılar, daha hafif ve uçucu bir hikaye ile karşılaşınca ticari kaygılar taşımış olabilirler.
Geçerli sorunlar, Gelecekte de geçerli
Robert Pattinson’ın performansına dönecek olursak, saftirik ve havai Mickey 17 ile anarşist Mickey 18 olarak yaptığı dönüşümler sizi ekrana kilitleyecektir. Pattinson’ın güçlü performansı, saf bir karakterden sert, karamsar bir karaktere geçiş yaparken etkileyici. Diğer yandan, açıkça Donald Trump’tan ilham alınmış rolüyle Mark Ruffalo, biraz abartılı bir şekilde karşımıza çıkıyor; fakat tıpkı Trump destekçileri gibi katıksız bir dolandırıcı olarak hedefi tam ıskalıyor. Kenneth Marshall karakteri, iki yüzlü ve güvenilmez bir profil çiziyor.

Sosyal sorunlara odaklanan Toni Colette, Ylfa rolünde yine aynı abartılı performansıyla dikkat çekiyor. Bu yüksek enerjili oyunculuk seçimleri bazen rahatsız edici olsa da filmdeki absürtlükle uyum sağlıyor. Ayrıca Mickey’nin güvenilmez arkadaşı Timo’yu canlandıran Steven Yeun, kendisine sunulan basit karakter görevini en iyi şekilde yerine getiriyor.
Müzikler ise tam anlamıyla yönetmenden beklenecek sürprizlerle dolu ve bazen filmle bütünleşmiyormuş gibi hissediliyor; ancak Bong Joon-ho’nun amacı tam da bu. Her an her şeyin olabileceği bir hikayeye uyum sağlıyor. Mickey 17, başta da belirttiğim gibi, uzun zamandır izleyebileceğiniz en cesur, absürt ve gerektiğinde sertleşebilen bilim kurgu-komedi filmi. İleride Paul Verhoeven’in ünlü Starship Troopers’ı gibi, eğlenceli ama ciddileşebilen filmlerden biri olarak anılacağı kesin. Unutmadan, yönetmen meşhur Wilhelm çığlığını filmde son derece komik bir biçimde kullanarak, ne üzerinde bir hiciv çalıştığını açıkça ortaya koyuyor.
Mickey 17, iyi bir film fakat tam olarak ne anlatmak istediğine karar vermemiş gibi. Yönetmenin sıkça derinlemesine ele aldığı konular mı odak noktası olacak yoksa yapay insanlar ve yüklenmiş bilinç gibi daha felsefi temalara mı yönelecek, kesin değil. Ancak yine de oldukça eğlenceli, izleyiciyi bağlamayı başarıyor ve cesur bir üslubu var. İçinde yaşadığımız karmaşık dünyaların nereye evrimleşeceğine dair absürt bir hiciv niteliği taşıyor.