Lee Cronin’in Mumya İncelemesi
Lee Cronin’ın Mumya İncelemesi
Korku türünün ikonik figürleri üzerine pek çok film yapıldı ve izlenmeye devam ediliyor. Kont Drakula, Mumya ve Kurt Adam gibi karakterler, Hammer stüdyosunun siyah beyaz filmleriyle sinema tarihine adlarını kazandırdı. Yıllar geçtikçe pek çok farklı yorum ortaya çıktı. Örneğin, 2000’lerin popüler serileri arasında yer alan Brendan Fraser’lı Mumya (The Mummy) filmleri, korkudan ziyade eğlence ve aksiyon unsurlarına odaklanmıştı ve Mısır mitolojisinden de ilham alıyordu.
Son yirmi yılda birçok vampir ve kurt adam filmi piyasaya sürüldü, fakat mumya temalı bir eser yeterince görmedik. Ta ki son olarak Kötü Ruh: Uyanış (Evil Dead Rise) filmiyle öne çıkan Lee Cronin, yeni nesil Mumya’sını tanıtarak aramıza katılana dek.
Bu ölü taptaze!
Lee Cronin’ın Mumya adlı filmi, Hammer döneminin klasik Mumya hikayesinden ve Brendan Fraser’ın aksiyon odaklı eğlencesinden uzaklaşarak, daha cesur bir yaklaşımla geliyor. Hikaye, günümüzde geçiyor ve antik korku unsuru olan mumya, sıradan bir ailenin hayatına dahil ediliyor.
Charlie (Jack Reynor) adında muhabir ve eşi Larissa (Laia Costa), çocukları Sebastian (Shylo Molina) ve Katie (Natalia Grace) ile birlikte, tipik bir Amerikan ailesi portresi çiziyor. Ebeveynler çocuklarıyla iyi bir ilişki kurmuş, Sebastian ve Katie arasında zaman zaman tartışmalar olsa da genel olarak mutlu bir tablo sergileniyor. Ancak bir gün Katie aniden ortadan kayboluyor ve üzerinden sekiz yıl geçtikten sonra, New Mexico’ya taşınmış aile, şok edici bir telefon alıyor: Çocukları, 3 bin yıllık bir lahitin içinden çıkmış ve hayatta!
Filmin tanıtımında sıkça kullanılan ‘Katie’ye ne oldu?’ sorusu, film boyunca gizem unsuru olarak işleniyor, ancak hikayenin başında olayın ne olduğu belli ediliyor. Cronin’in yazdığı senaryo, final anına kadar bu soru işaretini katman katman çözmeye çalışıyor. Yönetmen ve senarist Lee Cronin, Kötü Ruh: Uyanış ile ilgimi çekmeyi başarmıştı ve bir sonraki projelerini merakla bekletiyordu. Gore unsurlarını ustaca kullanması ve karakterlere acımasız davranma cesareti zaten kariyerinde ilginç işler yapacağına işaret ediyordu. Kötü Ruh: Uyanış’tan sonra, yeni Resident Evil filmi Zach Cregger’a teklif edilmiş, fakat Cronin daha riskli olan bu projeye yöneldi.
Cesaret, korku ve senaryonun çatışması
Cronin’in cesareti takdir edilesi çünkü Mumya, yüz yılı aşkın süredir benzer şekillerde akıllarda kalmış bir figür. Bu ikonu alıp, küçük bir kızın bedeninde, günümüze getirip, sıradan bir aileye vahşi bir kabus yaşatmak oldukça cesur bir seçim. Bu açıdan, hem yönetmene hem de filme takdir etmek gerek. Ancak senaryo, gerilim dolu ilk yarısından sonra alışılmış klişelere yönelerek kendine çelme takıyor.
Özellikle tırnak kesme sahnesi, cenaze töreni ve soyunma sekansları, midesi hassas olan korku severler için büyük bir direnç testi niteliğinde.
Yapım, vücut korkusu (body horror) alt türüne büyük bir ağırlık verirken, travmalar ve karanlıkta kapalı kalmaktan dolayı ruhsal ve fiziksel değişim yaşayan kızın yaşattıkları, hem aile hem de izleyici için zorlayıcı bir deneyim sunuyor. Özellikle tırnak kesme sahnesi, cenaze töreni ve soyunma sekansları, hassas izleyiciler için zorlu bir deneyim olmaktadır. Cronin’in senaryosundaki bu vücut korkusu anları, yalnızca gerilim yaratmakla kalmayıp, hikayenin gidişatına dair izleyiciye ipuçları bırakıyor. Lee Cronin’dan Mumya, bu anlatım tercihiyle başarılı bir sonuç elde edebiliyor.
Filmin zayıf noktası ise, benim gibi korku tutkunları için fazla yenilik sunmuyor olması. Gerilimin doruk noktasına ulaşması gereken son yarım saat, ses efektlerine fazlaca bağımlı hale geliyor, bu da beni yerli cin filmlerinden birinde olduğumu düşündürtüyor. Oysa ki filmin iki saatlik süresi, Katie yüzünden ailenin parçalanmasını, kardeş Sebastian’ın kaçırıldığında annesinin karnında olan küçük Billie’nin değişimini ve Mısırlı dedektif Dalia’nın (May Calamawy) soruşturma ilerledikçe ortaya çıktığı sırları ile sıkı tutuyordu. Ancak sorun, yalnızca ses veya görsel efektlerde değil.
Yapılmışı yapmak niçin?
Filmin en büyük sorunu, korkutma konusunda yeterli performansı sergileyememesi. Vücut korkusu unsurları ve ürpertici mekan kullanımı göz ardı edildiğinde, izleyicinin korkabileceği pek fazla şey kalmıyor. Elimizde büyük bir fırsat var; kaçırılıp olası bir şekilde öldüğünü düşündüğünüz çocuğunuz yıllar sonra geri geliyor, fiziksel olarak endişe verici bir durumda ve travmaları nedeniyle zihnen de sağlıklı değil. Ebeveynler olarak diğer çocuklarınızı korumaya çalışırken, eşinizle olan gerginliği dengelemeye çalışırken, evinizde olağandışı şeyler yaşıyorsunuz. Kayıp kızınız garip hareketleriyle yan odanızda dolanıyor, diğer çocuklarınız ve hatta kayınvalideniz bu durumun etkisiyle kendilerini kaybederken… Fakat film bu fırsatları değerlendirmek yerine sürekli aynı döngüde kalmayı tercih ediyor.
Sadece ismi ile bile sektörde kendini farklı bir yere konumlandırmak isteyen Lee Cronin’ın Mumya (bu karar, Brendan Fraser’lı filmlerden ayrılma stratejisi de barındırıyor), sahip olduğu ilginç ve cesur fikirleriyle senaryoda kullanılmayı bekleyen diğer korku unsurlarını bir kenara itip, sadece bildik hilelere başvuruyor. Vizyona girecek olan bu versiyonun yönetmenin kendi kurgusu mu yoksa stüdyonun elinden çıkan bir versiyon mu olduğu belirsiz olsa da, Lee Cronin’ın Mumya, harika bir korku filmi olabilecekken, ortalamanın biraz üstünde bir yapım olarak kalıyor.
Lee Cronin’dan Mumya, cesur ve yenilikçi bir fikir ile yola çıkıp, atmosfer yaratmadaki gücü ve özellikle plastik makyaj işçiliğindeki etkileyici başarısı ile dikkat çeken bir korku filmi. İki saatlik süresine rağmen sürükleyici olmayı başarıyor ve Katie rolündeki Natalie Grace, her sahnede izleyiciyi geriyor. Ancak taze fikirlerine ve rahatsız edici atmosferine rağmen, hikayeyle ezberlediğimiz korku numaralarına sıkışıp kalması, filmin etkisini azaltıyor. Yine de bu türü seviyorsanız, film büyük bir perdede sizi eğlendirme potansiyeline sahip.
