Sinema & Dizi

“Zamanlama Uyuşmazlığı: Emma Watson Oscar Ödüllü Filmde Başrolü Nasıl Reddetti?” – Haberler

Altı Oscar ödüllü “La La Land” filmindeki Mia rolü için yönetmen Damien Chazelle’in ilk tercihi Emma Watson’dı; ancak Watson, Disney’in milyar dolarlık projesine sadık kalmak uğruna kariyerinin belki de en büyük ödül fırsatını kaçırdı.

Disney

Sinema dünyasında “Başka bir evrende nasıl olurdu?” sorusunu en çok sorduran casting olaylarından biri gün yüzüne çıktı. Whiplash ile büyük bir çıkış yapan yönetmen Damien Chazelle, modern bir klasik haline gelen müzikal filmi “La La Land”i çekmeye hazırlanırken, kadın başrol için aklındaki ilk isim Emma Stone değil, Emma Watson’dı. Ancak Watson, bu teklifi profesyonel nedenlerden ötürü geri çevirmek zorunda kaldı.


Lionsgate

Emma Watson’ın bu büyük projeyi reddetme sebebi, o dönem başka bir önemli yapım olan Disney’in “Güzel ve Çirkin” (Beauty and the Beast) canlı aksiyon uyarlaması için çoktan anlaşma yapmış olmasıydı. Watson, süreci Vanity Fair’e anlatırken şu samimi ifadeleri kullandı:

Zamanlama açısından işler yolunda gitmedi. ‘Güzel ve Çirkin’ için at binme eğitimi, dans dersleri ve önümde üç aylık bir şan eğitimi olduğunu biliyordum. Bunu gerçekten başarabilmek için Londra’da olmam gerektiğini biliyordum. Bu, sadece araya sıkıştırıp çekebileceğim bir film değildi. İşi sahiplenmem ve gereken yerde olmam gerektiğini biliyordum.

Oscar vs. Gişe Rekoru

Sonuç olarak, “La La Land” Emma Stone’a kariyerinin ilk Oscar’ını kazandırırken; film En İyi Yönetmen dahil toplam altı dalda ödül aldı. Watson’ın başrolünde olduğu “Güzel ve Çirkin” ise ödül sezonunda fazla dikkat çekmese de dünya genelinde 1,3 milyar dolarlık gişe hasılatıyla tüm zamanların en başarılı fantastik filmlerinden biri oldu.

Son yıllarda spot ışıklarından uzaklaşıp Oxford’da doktora yapmaya odaklanan Watson, Hollywood’un “ruh emici” olarak tanımladığı tanıtım turlarından ve kontrolsüz yapısından yorulduğunu belirtiyor. Her ne kadar “her zaman bir oyuncu olarak kalacağını” söylese de, gelecekte onu kamera önünde değil, kendi hikâyelerini anlatan bir yönetmen koltuğunda görmemiz daha muhtemel görünüyor.