
Silahlar Üzerine Değerlendirme
Silahlar İnceleme
Yaklaşık 3 yıl önce, yönetmen Zack Cregger bizi Barbarian adlı filmle tanıştırdı. Film, kara mizahın ustaca kullanıldığı, sürprizlerle dolu bir korku hikayesi sunuyordu. Eğer senaryodaki bazı boşlukları görmezden gelirseniz, filmle harika bir vakit geçirip, gerilmemek elde değil. Türün hayranları, Cregger’ın bir sonraki projesini merakla beklemeye başladı ve yeni filmin isminin Silahlar (Weapons) olacağı öğrenildi.
Silahlar, ismine dair anlamın neredeyse finalde ortaya çıktığı bir Amerikan kasabası korkusunu ele alıyor. Film, baştan sona kara mizahın güçlü etkisiyle, hem rahatsız edici hem de düşündürücü bir korku hikayesi sunuyor.

Korkunun kara mizahı olur mu?
Maybrook adında küçük bir kasabada, gece saat 02:17’de, aynı okuldan 17 ilkokul öğrencisi evlerini terk ediyor ve karanlığa doğru koşuyor. Sadece bir öğrenci bu garip eyleme katılmıyor ve sabah okula dönüyor. Haftalar geçiyor; öğretmen Justine (Julia Garner) ve küçük öğrenci sürekli sorgulanıyor, ama bir sonuca varılamıyor. Polis, Justine’i aklasa da, velilerden biri olan Archer (Josh Brolin) öfkeli bir linç talebinde bulunuyor. Çocuklar, sorunlu bir öğretmen ve meşalelerle toplanmış öfkeli veliler arasındaki durum daha da karmaşıklaşıyor.
Silahlar, farklı karakterlerin bakış açılarıyla hikayesini anlatıyor ve olayları farklı perspektiflerden aktarıyor. İlk olarak, çocukların karanlık içinde kayboluşuna tanık oluyoruz, ardından geçmişte sorunlu bir öğretmen olan Justine’in maruz kaldığı zorbalıkları izliyoruz. Kasaba bir barut fıçısı gibi; bir aydan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen polisin elinde hiçbir kanıt yok ve insanlar Justine’i hedef almaya hazır. Peki, asıl suçlu bu kadın mı, yoksa başka bir tehlike mi mevcut?
Gölgede kaybolan çocuklar
Karakterlerin bakış açılarıyla, hikaye sürekli yeni gizemler kazanıyor ve izleyici olarak kasabanın sırlarını daha iyi anlamaya başlıyoruz. Justine, öğrencilerle sınır koymada sorun yaşayan iyi niyetli bir öğretmen. Alkol problemi var ve bu durum, çevresindekileri tehlikeye atıyor. Josh Brolin’in canlandırdığı Archer, oğluna bir kez bile “seni seviyorum” diyemeyen acılı bir baba ve suçu Justine’e yüklüyor.
“Karakterlere güvenmeli misiniz, yoksa şüphelenmeli mi, sevmeli mi yoksa nefret mi etmelisiniz; bu durum, yönetmenin sizi pozisyona koyma şekline göre değişiyor ve siz de bir hız trenindeymiş gibi kurgunun içine çekiliyorsunuz.”
Okul müdürü Marcus (Benedict Wong), kendi hayatını yaşamaya çalışırken velileri de yönetmeye çalışıyor. Kasaba polisi Paul (Alden Ehrenreich) ise geçmişi ve Justine’e karşı hisleri arasında gidip geliyor. Paul ve Justine’in geçmişleri bir araya geldiğinde sıkıntılı yanları daha da belirginleşiyor. İzleyici olarak bizler, her bir karakterin gözünden korku dolu ve absürd anları izlerken, olan biteni bir bulmacanın parçaları gibi birleştirmeye çalışıyoruz. Yönetmen Cregger, karakterlerin zayıflıklarını kullanarak gizemi derinleştiriyor ve kesişen hikayeler sayesinde daha sürükleyici bir deneyim sunuyor.

Karakterlere güvenmeli misiniz yoksa şüphelenmeli mi? Bu, yönetmenin sizi nerede pozisyona koyduğuna bağlı olarak değişiyor ve film boyunca bir hız trenindeymişsiniz gibi hissettiriyor. İlerleyiş, zaman zaman ağır olsa bile, Silahlar, izleyiciyi her sahnede içine çekmenin bir yolunu buluyor. Justine rolündeki Julia Garner, iyi niyetli fakat kararsız karakteriyle sinirlerinizi zorlayacak. Üstelik, Josh Brolin’in baba karakterine karşı hissettiğiniz çelişkili duygular, rahatsız edici bir derinlik katıyor. En önemlisi ise, sınıfın kaybolmayan tek çocuğu Alex’in yaşadıkları ve çocuk oyuncu Cary Cristopher’ın etkileyici performansı, izleyiciyle duygusal bir bağ kurmanızı sağlıyor.
Spoiler vermemek için detaya girmeyeceğim, ancak Austin Abrams’ın canlandırdığı uyuşturucu bağımlısı James, filmin en parlak ve kara mizah dolu anlarını sunuyor, Paul ile olan mücadelesi ise oldukça etkileyici!

Dört başı mamur gizem makinesi
Yönetmen Cregger’ın karakterler üzerinden ördüğü bu karanlık hikayenin güçlü olmasını sağlayan bir diğer isim ise görüntü yönetmeni Larkin Seiple! Seiple, izleyiciyi sürekli tetikte tutan, korku dolu anların tam üstüne gelecekmiş gibi bir atmosfer yaratıyor. Absürd ve komik anlarla korku dolu sahneler arasındaki geçişler de oldukça başarılı. Maybrook kasabası, gece olunca asla yürümek istemeyeceğiniz bir yer haline geliyor ve evlerin içi de güven vermiyor. Görüntü yönetmeninin en büyük başarısı ise, kabus gibi sahnelerde izleyiciyi kısıtlı alanlarda tutarak gerilim yaratması. Küçük ipuçları ve görsel numaralar, dikkatlice işlenmiş.
Favori anlarımdan biri, John Carpenter’ın Prince of Darkness filmindeki kapının önündeki karanlık silüet sahnesini hatırlattı. Arkası karanlık bir kapıdan, içinden çıkan ve Silent Hill’den fırlamış gibi görünen bir hemşirenin elindeki makasla usul usul yürüyüşü. Bu gibi sahnelerin, etkileyici ses ve müziklerle desteklendiğini de unutmamak gerekiyor!

Silahlar, öfkenin, kitlesel paranoya ve linç kültürüne dair bir bakış sunarken, toplumsal bir eleştiri yapıyor. Yönetmenin kanlı ve şiddet dolu anları kara mizah ile harmanlama yeteneği, filmin etkileyici yönlerinden biri. Bu katman, bazen korkunun dozunu yumuşatsa da Silahlar asla sıkılmanıza izin vermiyor ve sizi bilinmezin derinliklerine davet ediyor.
Silahlar, gizli mesajlar içeren, kapkaranlık mizahi bir çekişmeyle korku ve dehşeti dengeleyen etkileyici bir yapıt. Oyunculuklar tatmin edici, izleyiciyi çarpık bir kasabaya hapsettiği gibi, komik anlarıyla da sürekli gergin tutuluyor. Son 10 dakikası, sık sık aklınıza gelecek kadar ikonik ve gerçek dışı. Vizyondayken kaçırmayın!